Sizce Değer mi?

Hazırlayan:    |    Tarih: 23 Kasım 2015    |    Kategori: Genel    |    4 Yorum

Uzun zamandır yazmayı düşündüğüm bir yazıyı paylaşmak istiyorum. Pazartesi pazartesi iyi gelir hem. Linds Redding 52 yaşında hayatını kaybeden bir sanat yönetmeni. Bir nevi bizim işler ile ilgili bir kimse diyebiliriz. Yeni Zelanda’da yaşamış olan Linds Redding, yıllarca yaptıkları ile ilgili bir yazı hazırlamış. Güzel bir veda mektubu gibi. Sizce değdi mi demiş.

Bilinenleri tekrar etmeye niyetim yok elbette. Bizim sektörümüzde olan herkesin bildiği standart şeyler. Eğer bilişimin herhangi bir alanında çalışıyorsanız mutlaka başınıza gelmiştir. İster yazılımcı olun ister tasarımcı, ister ağ uzmanı olun ister donanımcı. Mutlaka anlamışsınızdır. Her zaman yetişmesi gereken bir iş vardır ve her zaman o allahın belası iş mutlaka ama mutlaka o gün bitmelidir. Ne hikmetse o gün olmaz ise olmaz, o gün bitmez ise dünyanın sonu gelmektedir. Sizin bir hayatınızın olduğu asla düşünülmez. Siz iş için varsınızdır. Patronlarınızın, müdürlerinizin işleri için, onların istedikleri işleri yapabilmeniz içindir varlığınız. Başka hiçbir şey değilsinizdir.

Özel hayat mı? İşten çıkınca bir plan mı? Eğer iş varsa onlar yoktur. Gündüz gece iş vardır, gidersiniz gündüz gece. Ama sanmayın ki o kaldığınız bir kaç günde her şey biter ve siz normal bir yaşama kavuşursunuz. Asla! İş her gün daha da büyüyerek devam eder. Klasikleşen sözler vardır; Çok acil, ama yapmamız lazım, bugün yetişmeli, bilmem kim bey istiyor, ne durumdayız? Sürekli bunları duyarak geçirirsiniz o asla geriye gelmeyecek olan günlerinizi. Sonunda size bir aylık ücret verecekler diye, tüm zamanınızı satarsınız. Zaman geçtikçe artık hayatınız diye bir şey olmaz. Sadece onların daha iyi bir hayat geçirebilmeleri için çalışan değersiz hayatlardan biri olursunuz. Bunun farkında olmadan yıllarca çalışırsınız. Bir gün eğer dank ederse çıkıp gidersiniz belki ama değişen hiçbir şey olmaz. Siz kapıyı kapattığınızda başka biri zaten girmiştir içeri. Aynı düzende devam eder. Sizin ne yokluğunuz anlaşılır ne de verdiğiniz o kadar emek. Hepsi bir günde değil, bir kaç dakikada yok olur. Tıpkı hayatınız gibi o anlar bütünü de yok olur. Geçen o kadar yılın ardından geriye baktığınızda söyleyebildiğiniz tek bir şey kalır; Keşke!

Şimdi böyle söyleyince hemen aklınıza “aaa mesaisiz iş mi olur canım sende” gibi sözler gelmiştir. Evet olmaz. Ne yazık ki olmaz. İşin tuhafı, bunu o kadar iyi sokmuşlar ki aklımıza herkes benimsemiş ve kalınmadığı zaman insanlar tuhaf tuhaf bakmaya başlamış durumda. Elbette mesai olabilir hatta yeri gelir sabah kadar çalışılır tamam ama bir iş vardır ve o iş 1-2 günde bitecek bir iştir ya da bir sabahlamaya bakıyordur yapılır. Ona elbette lafım yok ama kronikleşmiş mesai kesinlikle olmamalıdır. Aksini iddia eden kraldan çok kralcılar dahil bir çok insan gördüm. Tabi onların amacı çok başka. Hani şu sürekli çok işim varcılar. Kesin bilirsiniz onları her işyerinde olurlar. Sürekli dünyayı kurtarır gibi tavırları olan, her şeyin en iyisini bilen, başkalarının bilgisini ya da yeteneğini küçümseyen, ben hep çalışıyorum bakın her gün mesaideyim diyenler.

Geceleri mail atıp, açık ofis iş yerinde bağıra bağıra konuşup, bakın tüm işleri ben hallediyorum havası vermeye çalışan, egosu nal gibi olmuş bol kompleksli insanlar. Her iş yerinde varlar ne yazık ki ve karşılaşmamanız imkansızdır bunlarla. İşin daha kötüsü her zaman moral bozucu ve gergin ortam yaratan bu tipler ne hikmetse patron ya da müdür yanında bir anda melek kesilip, onu ben yaparım onu ben çözerimci bir insan olup, etrafa espriler yapıp, bakın ortamı da ben yumuşatıyorum mesajı verirler. Ne yazık ki yönetim kadromuz bu tip numaraları yer. Zaten çok iyi bir yönetim kadrosu bulamayız ülkemizde biliyorsunuz bunu. Bir şekilde ya cebine ya da egosuna göre hareket eden plaza insanları, bu tip durumlarda bu tiplerin yanındadır. Bilgisiz ve düşüncesiz yapısını, sert duruşu ve ben yöneticiyim ona göre tavrıyla kapatmaya çalışır. Buna aksi hareket eden kimseleri de oldukça sert bir şekilde bozmaya çalışır ya da onlarla çalışmaz.

Serbest iş yapıp, maaşa destek iş yapayım desen onda da müşteri dediğimiz veli nimet (!) ve onun enteresan hayal dünyası içinde kaybolur gidersin. Sinirlerden sinir beğenir, ne yapacağını düşünür, bir şekilde ara yol aramaktan, projeyi düşünemezsin. Sürekli olarak “bir tık sağa alalım”, “biraz daha mı büyük olsa?”, “bu renkler olmamış” gibi yorumlar duyarsın. Net bir istek yoktur. Net olan istekler ise istek değil bir tür fantezidir. Ne yapacağını şaşırırsın. Bu tip işleri yapa yapa artık geniş bir hal alır ve nasıl isteniyorsa öyle yaparsın. Daha net anlatacak olursam size ne lazım ise onu yapalım moduna girersin. Müşterinin istekleri net olmaz asla uğraşırsın tabi. Müşteri verdiği ücretle seni komple satın aldığını ya da kiraladığını düşünür. Senin gecen, haftasonun ya da özel bir günün yoktur. Sen onun tasmasız bir kölesisindir artık. O parayı vermeden bile bu hakkı alır. Sürekli olarak ÇOK ACİL!!! Ya da BUNU HEMEN YAPMAMIZ LAZIM! Şeklinde mailler atar. Cevap vermendiğinde arar, açamayacak durumda olursun yine arar, asla ama asla anlayış yoktur. Her zaman ama her zaman sen haksız bir yalancı, müşteri ise mağdur bir masumdur. Bu kural asla değişmez.

Otuzdört yaşına yaklaşıyorum ve 1996 dan dan bu güne bu işlerin içindeyim değişen ilerleyen hiçbir şey görmedim. İstanbul daha farklıdır denildi hep evet ama ne yazık ki çok bir fark göremedim. Ha İzmir’de daha enteresan şeyler gördüm evet bunu inkâr edemem ama İstanbul’da sütten çıkmış ak kaşık değil ne yazık ki. İzmir’de işini yaptığım bir firmaya gitmiştim. Firma patronu tipik bir yurdum patronu. Hani şu konuşmasını bile beceremezken nasıl bu kadar para kazanmış bu hödük dediğimiz türden. Yaptığım işin ücreti ile ilgili ödeme ne zaman yapılacak diye sorduğumda adam bana (adam diyorum ama sadece sıfat olarak kullanıyorum normalde değil) taş attın da kolun mu yoruldu? Dedi. Evet, evet bu oldu gerçekten. Şaka gibi değil mi? Sonra ben aman yapmayın etmeyin kaç hafta uğraştım, aradan ay geçti yapmayın etmeyin dediğimde ise… Neyse bu çok uzun zaman önce olan ve hatırlamak bile istemediğim bir gün. Bu kadar hatırlamak bile canımı sıktı. İzmir bu konuda çok daha kötü. Şu an da yine kötüdür diye tahmin ediyorum. Ama inanın İstanbul da çok farklı değil. Sadece maaşlar daha iyi seçenek daha fazla ama kölelik yine aynı kölelik o değişmiyor.

İşte Linds Redding bizim bu dertlerimizin toplamını içeren güzel bir veda mektubu yazmış. En sonunda da sormuş değer mi diye. Evet sizlerde bir düşünün bakalım değer mi?
Sizce değer mi
Meğer sem eski hayatımı sandığımın yarısı kadar bile sevmiyormuşum. Eski iş arkadaşlarımla ara sıra buluşuyoruz. Büyük bir hevesle bana projelerinden bahsediyorlar. En uzun süre uykusuz kalma veya ofiste sabahladığı için en çok dışarıdan yemek siparişi verme konusunda birbirleriyle yarışıyorlar. “Karımı Ocak’tan beri görmedim, artık neredeyse bacaklarımı bile hissetmiyorum sanırım iskorbüt oldum ama sadece 3 hafta daha dayanmam gerekiyor, sonra zaten müşteri tatilde olacak. Ne düşünüyorsun?” diye benim fikrimi soruyorlar.

Ne mi düşünüyorum?
Bence hepiniz delirmişsiniz. Hatta resmen kafayı yemişsiniz. Bahsettiğiniz şey siktiri boktan bir televizyon reklamı. Kimsenin de sikinde değil!
Bu ne biliyor musunuz? Bunların hepsi bir kandırmaca. Bir sahtekarlık!
Sayısız gece, haftasonu, tatil, doğum günleri, çocukların okul gösterileri ve yıl dönümü yemeklerini bilerek ve isteyerek feda etttim. Hem de elle tutulur hiç bir yanı olmadığı halde “son derece önemli daha büyük bir amaç için.” Uzun vadede hepsinin bir anlamı olacaktı…
İşte sahterkarlık burada. Kendimi buna inandırdım. Şimdi bunu görebiliyorum. Hiçbir iş gerçekten de bu kadar önemli veya acil değildi. Nasıl olabilirdi ki? Bizler sadece kullanılıyorduk. Ürün ve müşteri. Tek yaptığımız kotayı doldurmaktı veya başka bir deyişle canavarı beslemekti.

Peki buna değer miydi?
Tabii ki hayır. Bu sadece reklam işi. Daha fazlası değil.

Yazının tamamı için tıklayınız

Sizce Değer mi?

4 Yorum

  • Fatma dedi ki:

    Harika bir pazartesi yazısı olmuş 🙂 İnanın İstanbul daha iyi Türkiye’nin kalan kısmından, sektör bazında bilişimi eleştirmek eksik kalabilir. Yapılan işler bütün sektörlere yayılıyor. Bilişimin farkı karşınızdaki insanların yıllardır edindiğiniz tecrubeyi, anlayacak, anlamak isteyecek birilerinin olmaması. Kolay para kazanan insanlara tecrubeden bahsetmekte küfür gibi geliyor olabilir kendilerine…Ama değmiyor, ama değmeyeceğini bile bile bir süre devam ediyor insan, belki bitmek bilmeyen ihtiyaçlarımız var, belki egomuza yenik düşüyoruz. Aynı şehirde bir firmadan eşyalarınızı toplayıp, alt katta başka bir firmada başladığında bile anlayabilir insan, sabun köpüğü gibi harcanan herşey, insanların adı hatırlanıyor çok sıradışı durumlarda…
    Biriktirdiğiniz bilgileriniz ve kendi projeleriniz daha değerli bir hal alıyor. En azından kendine tutunmak için belki

  • M.Keskinoğlu dedi ki:

    Belki biraz uzaklaşmak, elinizi işlerden çekmek daha iyi gelecektir. İnsanlarımız bu şekilde olduğu sürece maalesef yıprananlar biz oluyoruz. Madem bu şekilde hissediyorsunuz en az 1-2 ay ara verin. Hiç bir iş ile ilgilenmeyin. Tabi böyle bir şeyi yapabilir misiniz bilmiyorum. Kapitalizm ve insanların paraya olan ihtiyacı bunların hepsinin olmasının bir sebebi. Belki birazda refah durumu ile ilgili. Bu düşüncelerden sıyrılıp yeni bir başlangıç yapmak her zaman insanın elinde olan bir koşul. Yeter ki istemesini bilmeli. Bu tarz olaylar her zaman yaşanır yaşanacak, ancak kendinizi bunlara kapatarak kurtulabilirsiniz. Hiç bir zaman değmez, eğer biliyorsanız o işin acelesi de yoktur aslında. Değmeyeceğini bile bile neden lades diyor insanlar…

  • Süleyman Hüstemen dedi ki:

    Yazdıklarınız genel olarak doğru şeyler.
    Iskaladığınız taraf ise bunun bu sektöre özel bir durum olmadığı. Madende çalışan işçi içinde markette raf dizen işçi içinde aynı sorun geçerli.
    Biçimlerde-örneklerde küçük değişmeler yaşansada özler hep aynı.
    Sorun işçi olmakla ve dolayısı ile patronun senin kanın ile besleniyor olması ile ilgili.

    • Metin Yılmaz dedi ki:

      Merhaba,
      Elbette haklısınız bu durum tüm sektörler için geçerli. Ben burada sadece kendi alanım ile ilgili yazdım. Her sektörden benzeri durumları bulup çıkartabiliriz. Patronların daha fazla hırsı sayesinde beslenen bir sistemin, basit ve değersiz piyonlarıyız. Bir kaç değerli (!) hayat için, milyonlarca hayatın hiç olmasını izliyoruz. Hem de hergün tekrar tekrar…

Cevap bırakın

Mail adresiniz yayınlanmayacak.