Yarım Kalmışlık Sendromu – Zeigarnik Etkisi

Hazırlayan:    |    Tarih: 29 Ağustos 2016    |    Kategori: Eğitim, Genel    |    4 Yorum

Zeigarnik etkisini bu aralar duymuş olabilirsiniz. Merak edip araştırmış da olabilirsiniz. Hiç merak etmemiş de olabilirsiniz, ya da her ikisi birden. Veya hiç duymamış olabilirsiniz. Duymamış olma ihtimaliniz yüzünden, bu yazıyı hazırlamaya karar verdim. Tabi bu etkinin benim için ne ifade ettiğinden bahsederek yazacağım.

Yarım Kalmışlık Sendromu – Zeigarnik Etkisi

Zeigarnik etkisi, kişilerin tamamlanmamış veya bölünmüş-kesilmiş şeyleri, tamamlananlara göre daha kolaylıkla hatırladığını ifade eden psikolojik bir kavram. Sovyet psikolog ve psikiyatr Bluma Zeigarnik tarafından bir restoranda yapılan gözlem sonucu bulunmuştur. Zeigarnik, garsonların siparişleri sadece servis sırasında hatırladıklarını, servis tamamlandıktan sonra siparişi hafızalarından sildiklerini fark eder. Konuyla ilgili çalışmalar ve deneyler yapar. Yaptığı çalışmalarla; bitirilmemiş, sonlandırılmamış işlerin, zihni meşgul ettiği ve iş bitince, zihnin bu meşguliyetten kendini kurtardığı sonucuna ulaşır. Kaynak: Vikipedi

Evet, Vikipedi tanımı bu şekilde. Örneklendirmesi de oldukça yerinde ve net. Buraya kadar bir sorun yok. Beynimizin bize oynadığı bir oyun daha diyebiliriz. Bizim olan, ama asla ne yaptığını bizimle paylaşmayan beynimizin bir güzel hamlesi daha bizlerle. Zaten karışık olan yaradılış nedenlerimizin yanına bir de beynimiz ve beynimizin bizden habersiz yaptıklarını ekleyebiliriz. Bu kısım oldukça karmaşıklaşabilir. O yüzden biz konumuza yani Zeigarnik Etkisine dönelim.

Bu etkiyi bilgisayar terimleri ile açıklayacak olursak eğer, etkinin ateşlediği olay ya da neden bir input, etkinin bize geri döndürdüğü ise output olsun. Örneğin sınavda yapamadığım soru bir input bu bizde döngüye girip çıktığında output olarak “keşke şöyle yapsaydım” diye çıkıyor. Tabi bu çıkış beynimizin bize sunduğu bir söz ya da düşünce olarak geliyor. Peki, bu başarısızlık yığınını neden bu kadar önemsiyor beynimiz? Çünkü onu yarım bıraktığını düşünüyor, sorumluluk duygusu demek ki beynin oldukça fazla. Belki de öyle gibi gösteriyor. Belki de toplumsal değer yargılarından dolayı bu şekilde gelişmiştir ya da binlerce yıldır süre gelen evrimleşme etkisidir. Aslında hiçbiri değildir, sadece öyle olması gerektiği için öyle yapıyordur, kim bilir. Bunu bilmek ya da çözmek elbette kolay değil.

İş Hayatında Zeigarnik Etkisi

İş hayatında bu etkinin izlerini çok daha net görebilirsiniz. Özellikle güzel ülkemizde yaşanan proje çalışmalarında, bir proje ile uğraşırken başka bir projeyi araya sokarlar ve yetişmesi lazım derler bitirilmesini isterler. Sonra farklı bir şey daha getirirler bir hafta sonra ve derler ki bilmem kim bey istedi çok acil. Hadi bakalım bu seferde o işe bakarsın. Ama sorun şu ki beynimizin hiçbirine net bir şekilde odaklanamadığından ve sürekli olarak yarım bıraktıklarını düşündüğünden, siz fark etmeden -ya da fark ederek- odak sorunu başlatır. Sonrasında ise hızlı bir performans kaybı yaşanır. Sonuç olarak hiçbir iş zamanında yetişmez. Peki, suçlu kim olur? Elbette siz olursunuz. İşte ülkemizin proje yapamama sorunlarından yalnızca biri ile karşı karşıyayız.

Tabi bu sorunu Agile metodolojileri ile çözmeye çalışıyoruz. Özellikle son zamanlarda oldukça yaygınlaşan Agile, eğer hak ettiği yere gelirse, bu tip sorunların birçoğu yok olacak gibi görünüyor. Fakat her ne kadar çözülecek gibi görünse de bahsettiğimiz ülke Türkiye. Evet, tamam karamsar olmamalıyım biliyorum ama bu çözümün Türkiye’de ki tüm şirketler için vazgeçilmez olması, acil kelimesinin kalkması ve patron şirketlerinden tutun, devlet dairelerine kadar tüm egoların tıraşlanması ya da tıraşlanmış gibi gösterilmesi çok uzun bir zaman alır diye düşünüyorum. Evet, bu konuda biraz karamsar bir tablo çizdim, kabul ediyorum ama ne yapabilirim.

Medya Yollarında

Zeigarnik Etkisi sadece bu kadarla sınırlı kalmıyor elbette. Reklam alanında da sıklıkla kullanılıyor. Medya bunu çok ama çok iyi yönetiyor. İnsanların sürekli bir noktaya takılı kalmalarını başka şekilde açıklamak pek mümkün değil. Özellikle son on yılda revaçta olan dizi sektöründe hunharca kullanılmakta. Sezonlar boyu uzayıp giden dizilerin neden bu kadar çok tutulduğunu sanıyorsunuz. Sadece izleyen değil, aynı zamanda fanatikleşen, tartışan ve kesinlikle su götürmez gerçekleri olan kimseler bu kadar hızlı bir şekilde artması başka bir kuram ile açıklanamaz sanırım.

Medya kısmında çok daha fazla örnek var aslında ama yazıyı daha fazla uzatmak istemiyorum. Az biraz farkındalıkla yaşamaya başlarsak zaten her yerde bu etkinin saçılmış tohumlarını görebiliyoruz. Önemli olan doğru noktaya bakmak değil aslında, tüm noktalara bakmak. Ama birini görmek istediğimizde sadece görmek istediğimiz noktaya odaklanmak.

Belki de beynimizin bize sunduğu oyunları fazla irdelemeden kabul etmek, ona göre yaşamak ve en önemlisi bunu geliştirerek yaşamamız. Çevremizde bulunan etkilerden uzak durabildiğimiz kadar durabiliriz. Bir şeyin zararını bildikten sonra artık o bize göre zararlı değildir. Çünkü artık biliyoruz ve yöntemler geliştiriyoruz. Yarım kalmışlığımız zaten doğuştan geliyor. O yüzden bizler zaten maça bir kaç sayı yemiş olarak başlıyoruz. Önemli olan sayılardan ders çıkartmak, gerisi zaten tecrübe ile beraber gelir.

Her ne kadar içimdekileri net bir şekilde anlatamadığımı düşünsem de şu an, ileride daha iyi bir anlatım düşünebilirsem onu buraya yazacağım ve yazımı düzenleyeceğim.
Buyurun size bir yarım kalmışlık daha!

Yarım Kalmışlık Sendromu - Zeigarnik Etkisi

4 Yorum

  • Fannia dedi ki:

    benim her halim bu sendrom sanırım 🙂 düşünceler noktalanmamış virgüllerden ibaret …

  • Eren dedi ki:

    Selam,
    Çok güzel bir yazı olmuş tebrikler. Ben bu sendromdan haberdar değildim yaziyi okumadan önce. Bu sendromun etkisininde yaşamışım yıllarca anladım ki. Şöyle ki ben Lost dizisi vardı hatırlarsınız 6 sezonluk onun 5 sezonunu izledim. Sonra dizi çok bozdu, senaryo karıştı iyice ve anlasilmaz hale geldi. Ben de merak etmedim sonunu hatta daha doğrusu tahammül edemedim daha fazla ve bıraktım. Doğrusu buna pişman degilim ama o kadar dizi izledim hiç biri aklıma gelmez fakat Lost gelir. Izlememekle hata mı ettim şimdi, kendimi sendroma mi soktum diye düşünüyorum. Ancak uzerinden yıllar geçtiğinden şimdi izlesem de anlamam kopmuşsumdur. Daha da önemlisi hala hiç ilgi duymuyorum dizinin son sezonuna. Tam bir dilemma yaşiyorum bu konuda. Ama yazarken düşündüm de kendimi izlerken tasavvur dahi edemiyorum. Evet sanırım sendroma göğüs gerçeğim, varsın olsun.

    • Metin Yılmaz dedi ki:

      Hepimizin yaşamında birden çok kere bu sendrom var ne yazık ki. Sadece bu sendrom ile alakalı değil aslında her yerimizde var yarım kalmışlık. Düşünsenize hangimiz daha iyi bir yaşam hayali kurmadı ki? B daha iyi kendi daha iyimiz elbette. Hepimizin irili ufaklı o kadar çok hayali ya da gerçeği yarım kaldı, o kadar yapamadığımız, yapmak istemediğimiz şey oldu ki. Hayat bazen bunların pişmanlıkları, bazen ise acabaları ile geçti. Geçmeye de devam ediyor…

Cevap bırakın

Mail adresiniz yayınlanmayacak.